![]() |
akciğer kanseri
Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - ArkadaşlarımkıskanıyorumTarih: 9/6/2006 01:33 - 7 Yorum - Yorum yaz - Bağlantıevet, bugünlerde hep kıskanıyorum çünkü...
çünkü radyoterapilerim çok ağır geçti ve uzun süre yatmaktan kaslarım zayıfladı..ekisi kadar kuvvetli değilim..rahat yürüyemiyoum..hatta ilk başta tek başıma tuvalete bile gidemiyordum...
ve belli ki çok sabırsızım. eski hayatım böyle değildi tabii..sürekli dolaşır, sağa sola gider iş yapardım..bir çok şey değişti hayatımda. adapte olmaya çalışıyorum ve çok zorlanıyorum. ve hayatı düzgün gidenleri, daha doğrusu düzgün yürüyen herkesi kıskanıyorum.
kemotrapiler ve doktorumTarih: 29/5/2006 04:21 - 1 Yorum - Yorum yaz - Bağlantıve kemoterapi faslı başladı nihayet..çok iyi bir doktora yönlendirildim....mustafa yaman ve nil malinas mandel...
en üzüldüğüm nokta saçlarımın dökülmesi oldu..çok çok çok ağladım...hazan mevsimi gibiydi..gerçi kellikle ayrı bir marjinal havaya büründüm ama ne gerek var değil mi?
8 kür kemoterap gördüm..hiç zor geçmedi..dedim ya..gribim ve her 3 hatada bir ilaçlarımı almaya gidiyoru..iyileşeceğim...nitekim hayatımdan hiç bir ödün vermeden..bir yandan gece gezmelerime bile devam ederek 8 kürü bitirdim. her şey nasıl başladı?Tarih: 29/5/2006 04:18 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantımalumunuz bahar ayları pek bir polenli geçer..alerjik bünyelililer beni iyi anlayacaklardır. ama gidilen doktorun pek bir önemi var. buradan isim verip vermeme konusunda ciddi tereddütlerim var. bir yanım var diyor, bir yanım verme diyor. çünkü çok oyalandım.."alerji" denildi, "ben senin öksürmenden anlarım" dendi ama hiç bir şey anlanmadı...bir yerde durup bakıyorum, olacağı varmış. hastanedeki ilk günümTarih: 28/5/2006 08:06 - 1 Yorum - Yorum yaz - Bağlantıadım ceren, 28 yaşındayım...bu blogu açmak istedim çnkü gördüm ki yazılacak ve anlatılak pek çok şey var. öncelikle kanser denilince çok korkunç bir şeymiş gibi algılanıyor. oysa ki öyle değil. nasıl grip ilaçları var, bu hastalığın da çaresi var ama en büyük ilaç moral!!!!!
07.09.2005 Hastanedeki ilk günüm. Dün akşam yine ağrı kesici vurdurdum ama sabah yine dövülmüş gibi uyandım. Gece boyunca öksürdüm durdum zaten. Kendime çok şaşıyorum ama çok huzurlu uyudum, ameliyat olacak ben değilmişim gibi. Çünkü sanki bunlar benim başıma gelmiyor. Başka birisin hayatına girmişim de ödünç olarak onun hayatını oynuyormuşum gibi. Tehlike yok yani… Babamla hazırlandık ve hastaneye doğru yola çıktık. Yol şansımıza açıktı. Neyin şansı diye sorasım geliyor, soracak daha bir ton sorum var ama sormuyorum, sormayacağım, cevap alamayacağımı biliyorum. Ben bu oyunu daha önce oynamıştım psikodramada.. Yine Allahı ben oynayacaksam hiç keyfi olmuyor bu soru-cevap kısmının. Yolda kuzen Sena telefon açtı ve sorduğu birçok arkadaşın tüberküloz üzerinde durduğunu ve korkulacak bir şey olmadığını söyledi, moralimi bozmamamı söyleyerek iyi şanslar diledi. Ben de öyle olduğunu düşünüyorum. Diğerini yakıştıramıyorum kendime. Ağır bir tüberküloz geçiriyor olmalıyım. Ama Mustafa doktorun söylediği tetkiklerde yapılmalı elbette. Hastanede odamıza çıkıyoruz, ameliyat öncesi testler yapılıyor. Hemşirelerle tanışıyoruz, doktorlarla tanışıyoruz. Zaman geçtikçe annem, teyzem, ablam, Ömer, Deran da geliyor. ohh süper yaa. Doktorun söylediklerini paylaşıyoruz babam ile. Dünden bayağı ağlaştığımız için bugün daha metanetliyiz. Dedim ya, ben başkasının rolündeymişim gibi geliyor bana. Neyse ameliyat vakti yaklaşıyor. Kıyafetlerimi giyiyorum ve ameliyat bonesi olmuyor. Gülüyoruz her zaman ki gibi. Değişen bir şey yok çünkü. Sadece bir iki yerimden parça alacaklar. Pazartesi sonuçlar belli olacak. Tüberküloz ve tedavisi için uzun bir süre hastanede kalabilirim. Ve ameliyata alıyorlar beni. Ameliyathanede uyumadan önce tek hatırladığım şey, başka bir yatağa geçtiğim. Uyanıkken ise sürekli “hadi aç gözlerini” diye bağırıyorlardı. Ben de onlara bir şeyler diyordum ama sesimim dudaklarımdan çıkmadığını farkedince ellerimi kullanmaya karar verdim. Yanımdaki hemşireye sadece “elimi bırakma” diyebildim. Yukarıya geldiğimde göz kapaklarımı açabildiğim kadarıyla herkesler beni bekliyordu. Evet, dostlar, ailem, sevdiklerim yine birlikteyiz. 2 saat yokmuşum meğerse. Şimdi göz kapaklarım çok ağır ama kalabalığın olduğunu seziyorum. İkişer ikişer alıyorlar odaya. Hep birilerinin ellerini tutmak istiyorum. Birisinin eli elimde olmadığında feci boşlukta hissediyorum kendimi, yok hissediyorum adeta. Ve çok fena ağlayasım var. Acı filan hissetmiyorum. Vücuduma dair hissettiğim; sağ avucumda değişen ellerin sıcaklığı ve göz kapaklarımın ağırlığı. 08.09.2005 İkinci günüm pek eğlenceli başlamıyor çünkü sabah 6.00’da odaya gelip ciğer filmimi çekiyorlar. Kalkamıyorum, her yanım acıyor. Sürekli kendimi kaybetmekle kaybetmemek arası bir yerdeyim. Çizgiyi geçince bayılacakmışım gibi geliyor. Canım hiçbir şey yemek ve içmek istemiyor. Tek istediğim uyumak ve uyumak. Sol sırtımdan sol göğsümün altına kadar içten bir boru uzanıyor ve sol kolumu kaldırdıkça canım çok yanıyor. Sol tarafım felçli kabul ediyorum ama doktorlar kabul etmiyorlar. Kaldırıp büküyorlar, ayağa kalkabileceğimi, dolaşabileceğimi söylüyorlar. Zor ama ceren gelir üstesinden. Dişlerimin arasından soluyarak kalkıyorum. İçim geçiyor, titriyorum. Duyduğum ses “yere bakma, ileriye bak, nefes al”. Evet bunu da başarıyorum. Artık direnimle kalkıp tuvalete gidebiliyorum. Kısa yürüyüşler yapabiliyorum ama yine kısmı felcim devam ediyor. Gelip gidenlerle vakit geçiriyorum. Anlatabileceğim pek bir şey yok. “Parça aldılar, ciğer sıvımdan su aldılar. Sonuçlar Pazartesi belli olacak. Eee siz ne yapıyorsunuz?” Zorla öksürtüyorlar, sürekli kanlı balgam geliyor; gülmek de çok zor, öksürmek de… Büzüşmüş ciğerlerimi açmak sürekli bir şeyler yapıyorlar. Maskeler, serumlar, antibiyotikli serum, tekrar maske… Gün böyle başlıyor, böyle bitiyor… 09.09.2005 Üçüncü gün gene film çekimi ile başlıyor. Artık hareket edebildiğim için beni aşağıdaki odaya indiriyorlar. Filmim çekiliyor. Odaya dönüyorum. Maske ve serum seansları var. Gün hastanede erken başlıyor. 6.00 olunca hepimiz ayaktayız. Annem ve babam yorgunlar. Karar veriyoruz ki birileri dinç olmak zorunda. Akşam annemin eve gitmesine, onun yerine aslının kalmasına karar veriyoruz.her sabah teyzem de aslı ile birlikte geliyor. Amazonlar fatmanur eksikliği ile beraber. Fatmanur da kaşama katılıyor. Çok kalabalık olmak zaman zaman rahatsız ediyor bana. Oda çok havasız gliyor. Sıklıkla temiz havaya ihtiyaç duyuyorum çünkü anlamadığım bir şekilde içim çekiliyor ve içimden aslında ne kadar uzak durduğumu fark edşyorum. Sadece rüyalarımda beraberim. 12.09.2005 Hastanedeki 6 gün, kemoterapideki ilk günüm. Konuyla ilgili arkadaşım deroş birçok araştırma yapmış, oradan öğrendiğim kadarıyla beni bekleyen güçlü bir bulantı dalgası olacak. Hazırlıklıyım. İlaç heba olmayacaksa benim için de sorun yok. Kendimi bu düşüncelerle kemoterapiye hazırlarken doktor odaya geldi ve deroşun hazırladığı dosyaya gördü. Bir güzel kızdı. “okuma bunları, boş yere moralini bozuyorsun. Herkeste aynı durum meydana gelecek diye bir kaide yok”…şimdilik pek bir şey anlayamıyorum. Söylenen gerçek mi, yoksa moral olsun diye mi söyleniyor. Sonuçta mantığım devreye giriyor ve doktor ne derse onu yapıyorum. Evet, bende de bulantı olacak değil ya. Ama yine de şüphem var; katı gıda yememeye dikkat ediyorum. Kemoterapi denilen şey aslında burada yattığım günden beri aldığım serumlardan farklı bir görüntü sergilemiyor benim için. Aynı serum poşetleri aynı izotonik şişeleri. İçlerindekinin ne olduğu şu aşamada ilgilendirmiyor beni. Bunlar bana ve vücuduma güç ve direnç katıyor. Biraz uzun sürdü; 5 saat. Sık sık tuvaletim geldi; ilk günle igili tek derdim de bu oldu açıkçası. Bir yandan yemeğimi de yedim, kendimi test eder gibi. “bakalım vücut bir yandan yerken bir yandan ilaçların alınmasına izin verecek mi?” yesss, onu da verdi. İştah durumum ilaç esnasında gayet iyiydi. Faydalandım bundan, yedikçe yedim. Doktorum duymasın ama yine okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla iştah kaybı çok oluyormuş ve vücut direnci düşüyormuş, protein eksikliği filan derken kan değerleri dengesizleşecek.”annneee kooşş tartılmaya gidiyoruz”…hemen tartılmaya gittik, 3n son diren çıktığında tartılmıştım, yani üç gün önce ve anlaşılan o ki 1,5 kilo daha vermişim. tamam o zaman eni bir stratejinin zamanı artık keyfi yemek yok, güçlü olmak için yemek yemek var. Ömerimin dediği gibi “ya hurra ya murra” J Akşam uyurken dünkü gibi öksürüğüm olmadı ama sırt ağrım çok oldu.öyle yattım, böyle yattım yine de çok ağrıdı. Şimdi bilemiyorum ki bu ağrı sırt-kas ağrısı mı diye. Geçen sefer ömerime masaj yaptırmıştım, yetmedi babama masaj yaptırdım..ne oldu..ciğer su toplamış meğerse..ya şimdi de öyleyse? Ben yine de ovdurdum anneme. Biz Türk insanıyız. Bildiğimizden şaşmayız… Gelelim gecenin rüyasına: 1) Kalabalık bir ekip enteresan bir yeryüzündeyiz. Sanki ayın toprağı gibi, çukur dolu, yer yer su. Kahverengisi ve çatlağı bol. Herkesin bir görevi var. Benimkisi mantar toplamak. Bildiğimiz mantarlardan değil ama. İsmi mantar sadece. Bir başkası çiçek topluyor. Hepimiz aynı anda yere kadar camekân bir mekândan çıkıyoruz ve herkes görevinin başına. Sonra birden hava kararıyor. İşimizi yaparken arkamıza bakıyoruz ki kargalar üstümüze geliyor ve aramızdan birilerine pençelerine takıp götürüyorlar. Kaçışma-korku başlıyor ama bir yandan işimizi de yapmalıyız. Ben korkmuyor ve bir yandan toplayabildiğim kadar mantarlarımı topluyorum. Ama çığlıklar kulağımı acıtıyor. Kargaların alıp götürdüklerinden biri de atilhan. Ona yardım etmeye çalışıyorum. Ruhu biraz değişmiş yaşadığı olayla çünkü. Biraz daha saldırgan olmuş. Benim istediğim ise eski haline döndürmek ama annem kızıyor “hep bu tiplerle sen mi uğraşacaksın” diyor. “evet, ben uğraşacağım”.atilhanı o haliyle bırakmaya niyetim yok. Onu iyi yapacağım. Sonra bu sahneden hoooppp başka sahneye geçiyoruz. Yaşanılanlardan dolayı edebiyat ödevimi yapmamışım ve öğretmen belalı Şennur. Ödev yapılmadığında insanı rezil eder. Ondan bundan bakıp yapmaya çalışıyorum ama nafile. Bir türlü istediği gibi olmadığını biliyorum… Rüya bitiyor 2) Diğer rüya şöyle: ömerin eniştesi doktor ve bana diyor ki sana yapılmamış iki işlem daha var diyor ve iki cam tüp görüyorum elinde. Şaşırıyorum çünkü benim bildiğim yapılacak her şey yapıldı. O ise ısrarlar yapılmadığını söylüyor. Düşünüyorum “bu sefer neremden ne olacaklar? Dışkımdan mı, idrarımdan mı, kusmuğumdan mı?”…aaa rüyaymış bu diyorum uyanıyorum, sonra yatıyorum gene kaldığım yerden devam. Anıl ağabey elinde iki tüple beni bekliyor ve iki işlemin yapılacağını ve bugün yarın hemşirenin gelip yapacağını söylüyor. Hastanedeki 6. günüm de böyle bitti işte. 13.09.2005 Bu günü de atlattık mide bulantısız..sanırım benim mide bulantım olmayacak..en azından bu ilk sefer için..bu güzel bir haber..üstelik iştahım hala yerinde…tek istediğim bir an önce dışarı çıkabilmek..hiç bir şey yapmadan yatmak canımı sıkıyor, alışık değilim..gerçi hastane günleri pek bir hızlı geçiyor, peş vermiyorlar..gün erken başlıyor burada Akşam ise bir huzursuzluk çöktü üstüme…çok sıkıldım..ağlamak istiyorum yapamıyorum…konuşmak istiyorum, nereden başlayacağımı bilemiyorum..bi de şu sırt ağrısı bitiriyor beni..doğru düzgün yatamıyorum dikişlerden dolayı..canım hiçbir şey istemiyor… Bu düşüncelerle yattım yatağıma, kıvrana kıvrana uyumaya çalıştım ama sonra uykumda a-46dan geliyorum diye küçük bir şey yorganımın içine girdi..beni evirdi çevirdi, yastığımı yorganımı düzeltti.misler gibi uymuşum yatakta valla..allah razı olsun senden 14.09.2005 Artık özgürlük…bugünün de kemoterapi ilaçları bitti ama biz nil doktora yetişemedik…görüşene kadar alacağım ilaçları Sevda ile Burak kendi aralarında ayarladılar..bize de yazdırdılar…evet geride bir şey kalmadı..artık eve çıkıyorum…bitkinim ama eminim ki birkaç gün sonra daha iyi olacağım. Eve arabayla giderken o kadar güzeldi ki her şey..her yer yeni gibi geldi bana..sanki yağmurda çamurda küfrederek yürüdüğüm taksim sokakları değildi, bir hoş geldi gözüme her şey….ya bu özgürlük ne güzel şeymişJ |
![]() |